Başarılı iş kadınlarının beyni otomatik pilota bağlanmış durumda. Beynin arka tarafında bir yerde sürekli bir yapılacaklar listesi hazırlanıyor, listede bir yandan tamamlananlara tick atılırken daha hızlı bir şekilde listeye yenileri eklenmek zorunda adeta. Koş koş, yap yap….. evet listede işle, çocuklarla, kendiyle ilgili yapacaklara tick atılsa bile, dolapları düzenle, çantayı temizle gibi yenileri eklenmeye devam ediyor sürekli. Bir dakika boş durmak onlar için verimsiz geçen kaybedilmiş bir zaman, o yüzden sürekli bir şeyler yapmak zorundalar. Hep bir hedef, hep bir yapılması zorunlu/gerekli bir durum. Bu gerçekten böyle mi yoksa bir şeylerden kaçışın koşusu mu acaba?

Bir kadının arada bir aksiyonlarını durdurup kendini, iç sesini dinlemesi ve kendine özel zamanlar yaratması gerekli. Hiç birşey yapmadığı sadece kendini dinlediği zamanlar…. Yüksekbenliği ile bağlantıya geçtiği, hislerine kulak verdiği anlar. Herşey an’da yaratılır, an’da katılımcı olmak en başarılı yaratım yoludur. Aksi halde hedef ve yapılması zorunluluklarla yola ilerleyince an’daki fırsatlar güzellikler kaçabilmektedir.

Mutluluk ve başarı hep peşinden koşulması gereken gelecekteki bir durumdur. Oysa her şey an’da olmaktadır ve içinde bulunulan an’ı ruhen, bedenen, zihnen ve duygusal olarak her bir hücreyle hissetmek gerekmektedir. Hedefe odaklı çalışan biri bir parçasını kendisinden ayırıp geleceğe bekçi olarak göndermiştir bile. O kadar güçlü bir parçadır ki, geleceğe kazık çakar ve sürekli an’daki ben’i de oraya çağırmaya devam eder. Haydi gel buradayım, bekliyorum, hala gelemedin acele et der gibi sıkıştırır. Bu aciliyet ve önem duygusu o kadar şiddetlenmiştir ki dağları delebilirsiniz, sanki çocuğunuz zor durumdaymış ve sizin acilen onu kurtarmanız gerekircesine hedefe kilitlenir ve tüm enerjiyle o hedefe koşmaya başlarsınız. İşin enteresan yanı hedefe ulaştığınızda aldığınız tatmin ve haz umduğunuz kadar yoğun değildir. Bunu anlamadan, algılayamadan hemen bir sonraki hedefe kilitlenirsiniz.

Bir süre sonra bu otomatik pilota bağlanır ve artık isteseniz de durduramazsınız. Sizden öylesi beklenir, sizin oluşturduğunuz kendinize dair her türlü imaj, karakter bunun üstüne yapılandırılmıştır ve biranda bırakmaya karar vermek, kendinizi bırakmak kadar acı verir. Çünkü artık o hedef siz, sizse o hedef olmuşsunuzdur.

Herşey başarılara bağlanmıştır ve bir kısır döngüye dönüşmüştür bu. Başarı eşittir sonuç. Sonuç yoksa başarı da yoktur. Çok basit başarılı olmak için sonuçlar olması gerek, sürecin içinde ne olup bittiğinin önemi yoktur, her şey sonuca bağlı olduğuna göre süreçte yaşananların da pek bir önemi kalmamıştır. Üstelik bir adım daha öteye gidersek sonuç yoksa başarısızlık vardır. Başarısız ben ise kabul edilebilir, sevilebilir bir şeyden çok uzak. Başarısız ben demek sevilmeyen, dışlanan, saygı görmeyen, sıradan bir ben. O zaman koşmaya devam hatta daha hızlı…

Post A Comment